Abdullah Gül’ün çömezi Babacan: “Seçimi kesin kazanacak bir aday bulunmalı” diyor. Altılı masa anlaşamıyor. Her kafadan bir ses çıkıyor. Kılıçdaroğlu: “Ben adayım” derken, Akşener Amerikanın sesi radyosunu dinliyor ve belediye başkanı tosunları sahaya sürüyor. Kısacası, bir kargaşadır hala devam ediyor.
Türkiye koalisyonlar ülkesiydi. 2002 Öncesini yaşayanlar o sancılı yılları çok iyi bilirler. Hatta “son” koalisyonda, ülkede tabanı olan bütün büyük partiler yeralmıştı. Yani tek parti gibi en güçlü hükümet göreve geldi. Ama yine de yönetemediler. Oysa ki, dünyada şimdiki gibi kriz filan da yoktu. Dal kıpırdamıyordu. Ama bizim “büyük” koalisyon uygulaması sürecinde 23 banka hortumlandı ve kapandı. Ekonomi iflas etti. Türkiye battı. Sonunda taa… Amerika’lardan Kemal Derviş’ler çağrıldı. Vaşington’da çevresi geniş olan Kemal Derviş İMF’den 23,5 milyar dolar kopardı da ülke ekonomisi düzlüğe çıktı. 20 Yıl önce yaşanan bu gerçeği neden vurguluyorum? Çünkü Türkiye “başkanlık sistemi”ne durup dururken geçmemiştir. Bu anlamda parlamenter sistem tarihin tozlu sayfalarında kalmış bir modeldir. Onun için bundan böyle “Koalisyonlar Türkiyesi”ne dönmek hayaldir. Bu nedenle altılı masa hayal kuruyor. Muhalefet kesinlikle 400, olmasa bile azından 370 milletvekili çıkaracağını iddia ediyor. Ama bugüne kadar aday belirleme sorununu bile aşamadılar.
Başkanlık sistemi (başbakanlık sistemi değil) “iki partili” sistemdir. 2,5 Partiyi kaldırmaz. Çünkü sorun “50 + 1” sorunudur. Yani seçime katılanların yarısından bir fazlasının oyunu almak şarttır. Bu matematiksel gerçek en demokratik, en adil sonuçtur. Diyorlar ki: “Herkes özgür olsun. Çok küçük bir parti olsa bile herkes kendi haklarını özgürce savunsun.” Bu düşünce ilk bakışta haklıymış gibi algılanabilir. Fakat bazen oylar ülke çapında kafa kafaya geliyor. Küçücük bir parti bile yer aldığı koalisyon gurubunu iktidara taşıyor ve ülkenin kaderini belirliyor. Bu durumda kaş yapayım derken göz çıkarılıyor. Adaleti sağlama iddiasıyla yüzde elliye yakın bir seçmen iradesi çöpe atılıyor. Onun içindir ki, başkanlık sistemi batı demokrasisinin “üst-ligi”dir.
Altılı masanın dört bacağı yoktur. Yani masadaki dört parti, oyları % 1’in altında seyreden “tabansız” partilerdir. Millet İttifakı aslında CHP, İyi Parti ve HDP’den oluşan üçlü bir ittifaktır. HDP “Kürt Milleti”ni temsil ettiği iddiasıyla millet ittifakına açıktan katılmıyor. Ama Cumhurbaşkanlığı seçiminde birlikte hareket edeceklerini dile getiriyor. Bu nedenle millet ittifakı gerçekte CHP ve İyi Parti ittifakıdır. Bu iki parti ise, siyasi yelpazede ayrı ayrı çizgileri temsil ettikleri için önemli konularda birbirlerine ters düşüyor. Örneğin, tezkere konusunda “birlikte” oy kullanmadılar. Demek ki, ittifaktaki partiler azaldıkça hedefler daha somut boyutlar alıyor. Koalisyonlar da böyledir. Altı partinin koalisyonuyla iki partinin koalisyonu arasında dağlar vardır. Yani parti sayısı arttıkça özgürlükler de artacaktır diye bir gerçek yoktur. İddia eden varsa demagoji yapıyor demektir. Bugünlere kadar Kılıçdaroğlu ve Akşener de “altı partiyi bir araya getiriyoruz” diye algı peşinde koştular.
Şimdi de aynı yanlışı inatla sürdürüyorlar. “Altı parti başkanının onayıyla ortak bir aday çıkmalıdır” diyorlar. Aslında olmayacak duaya “amin” dediklerini kendileri de biliyor. Fakat köprülerin altından çok su geçti. Bu işin “geri dönüşü” yok. Meral Akşener inadından, hatta yanlışından vazgeçmeli… iki belediye başkanını ya da kendi adaylığını ileri sürme düşüncesini terk etmeli, Kemal Kılıçdaroğlu’nun adaylığını kabul etmelidir. Çünkü gerçekte altı partili bir hareket yoktur. CHP de ikili ittifakın “temel” partisidir. 2023 Seçimlerinde millet ittifakının adayı günahıyla sevabıyla Kemal Kılıçdaroğlu’dur.
Bu sonuç başkanlık sistemi dinamiklerinin yarattığı bir sonuçtur. Uçuk fikirli siyasiler “süpermen” peşinde koşabilirler. Fakat seçimleri süpermenler almaz. Seçimler “lider” işidir. Kadro işidir. Seçimler geleceği “doğru okuma” işidir. Diyorlar ki: “Seçimleri alacağız. Hükümeti de seçilen cumhurbaşkanı değil, altılı masa yönetecek.” Bu iddia bile altılı masanın asla hükümet kuramayacağının kanıtıdır. Başkanlık sisteminde halk 50+1 oy vererek bir kişiyi, cumhurbaşkanını görevlendiriyor. “Ekibini kur… bu ülkeyi beş sene yöneteceksin” diyor. Anayasa, seçim yasası ve öteki tüm yasalar bu temel üze rinde inşa edilmiştir. Bu nedenle 2023 Seçimleri Kılıçdaroğlu açısından çok çok önemlidir.