Önce sağlıkçılara (çoğunlukla da doktorlara) yönelik şiddet olayları, sonrasında ise son günlerde öğretmenlere yönelik şiddet olayları bir süredir Türkiye’nin gündemini meşgul ediyor. Yaşanan şiddet olaylarından dolayı zaman zaman sağlıkçılar iş bırakıyordu. Geçtiğimiz Cuma günü de öğretmenler iş bırakarak meydanlarda durumu protesto ettiler. Emirdağ Cumhuriyet Meydanında da hem Türk-Eğitim Sen hem de Eğitim-İş şiddet olaylarıyla ilgili bir basın açıklaması yaparak son günlerde yaşananları protesto ettiler. Son olarak geçtiğimiz Cuma günü Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin de konuyla ilgili bir açıklama yaparak; “Öğretmene şiddete yasal düzenleme haftaya Meclis’e gelir, Haziran başında da yasallaşmasını bekliyoruz” dedi.
Şimdi yaşanan bu şiddet olaylarını bir bütün olarak değerlendirdiğimizde şiddet olaylarının sebebi nedir diye insan bir düşünüyor. Bununla ilgili son yıllarda sık sık bilimsel makaleler yayınlanıyor ve toplumsal şiddetin altında yatan sebepler bilimsel olarak ortaya konmaya çalışılıyor.
Bunlardan bir tanesine kısaca değinmek istiyorum. Prof. Dr. Gamze VAROL (Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Tıp Fakültesi, Halk Sağlığı ABD) 2021 yılında bu konuyla ilgili bir makale yayınlamış. Makalenin özetinde şu ifadeler yer alıyor : “Şiddet, toplumsal yapı içinde doğrudan ya da dolaylı, toplu ya da bireysel, örgütlü ya da dağınık olarak fiziksel, ruhsal, sosyal, ekonomik zarara neden olabilir. Şiddetin psikolojik, hukuksal, siyasal ya da ahlaki yönleri, sonuçları ve uygulayan/uygulanan kişi ve grupların özelliklerine farklı sınıflandırmaları mevcuttur. Toplumsal şiddet ülkenin sosyokültürel yapısı, ekonomik durumu ve siyasi iklimi ile yakından ilişkilidir. Kalıcı çözüm için toplumsal şiddetin temel nedeni olan ve altta yatan yapısal faktörler saptanmalı, uzlaşı kültürü geliştirilmeli ve barış dili kullanılmalıdır. Bu temelde bir kamu görevidir. Şiddetin önlenmesi için siyasi erk kısa, orta ve uzun erimli hedefler belirleyerek stratejik çalışmalar yapmalıdır” deniliyor.
Yaşanan şiddet olaylarının bilimsel nedenlerini uzmanlar elbette enine boyuna araştıracak ve hükümet de çeşitli adımlar atacaktır. Ancak ben geçmişten bazı örnekler vermek istiyorum. Biz öğrenciyken velilerin meşhur bir sözü vardı ; “Hocam eti senin kemiği benim” denilirdi. Bunun yanında “öğretmenlik kutsal meslek, öğretmene el mi kalkar gibi” gibi belli başlı sözler vardı. Toplumsal ve ahlaki yozlaşmayla beraber bu sözler unutuldu ve toplumda artık çok kabul görmüyor. Bu konuda özellikle anne ve babalara büyük görevler düşüyor. Toplumsal uzlaşı dili ve hoşgörü çocukluktan itibaren ailede bireylere aşılanmalı. Bunun yanında öfke ve şiddet kontrolü de tüm bireylere en güzel şekilde aşılanarak, uygulamaya geçirilmeli…
Sağlıcakla kalın, Allah’a emanet olun…