İspanya garip bir ülkedir. “İspanya’nın egemen ulusu İspanyollar mıdır?” diye sorulsa, hemen hemen herkes: ”Evet İspanyollardır” biçiminde yanıtlar. Oysa ki, İspanya milletler değil “halklar denizi”dir. İspanya’da “İspanyol” diye tanımlanan bir millet yoktur. Kastilyalılar’ın İspanyanın “egemen ulusu” olduğunu da kimse bilmez. İspanya’da krallık Kastilya hanedanından gelir ve İspanya Krallığı; İspanya’da yaşayan bütün halkların çimentosudur. İspanya’nın tamamı 17 adet “özerk bölge”den oluşuyor. Bu özerk bölgelerin en önemlileri; Kuzey/Güney Kastilya, Katalonya, Bask, Aragon, Asturias, Sevilla, Granada, Valensiya, Zaragoza, Katalonya, Balear Adaları, Madrid ve Endülüs’tür. Bu makaleye neden böyle girdim, biliyor musunuz? Batı demokrasisinin bu güzel bahçesinde… dünyada ulusal baskının asla yaşanmadığı bu ülkede bile ayrılıkçı solları rahat tepiyor. Bizdeki “marksizmden esinlenen” DEV-GENÇ gibi İspanya’da da küçük burjuva sollar var. Solculuğu kimseye bırakmayan bu zavallı sollar İspanya’da da halkların kardeşliğini hançerlemek istiyor. İspanya gibi bir demokrasi cennetinden kopup “ulus devlet” kurma peşinde koşuyorlar.
Hiçbir batı ülkesi bölücü hareketlere parti kurma, legal çalışma hakkı tanımamıştır. Bu konuda her zaman İspanya örnek gösterilir. Şöyle ki, İspanya’da, Bask Bölgesinde “Herry Batasuna Partisi” Franco diktatörlüğü yıkıldıktan sonra 22 yıl serbest çalıştı. Fakat 2002’de özel “Anti-terör Mahkemesi” tarafından kapatıldı. Mahkemenin baş yargıcı Baltazar Curzon kapatma gerekçesinde, Herry Batasuna Partisinin “aşırı milliyetçi” propaganda yaptığını ileri sürdü. Baltazar Curzon, aşırı milliyetçi propagandanın tehlikeli olduğuna, önlem alınmazsa Bask Özerk Bölgesi’nin İspanya’dan kopacağına dikkat çekti. Yani mahkeme Batasuna’yı bölücülükle değil, “bölücülüğe prim vermekle” suçladı. Yine 2018 İspanyasında, Katalonya’da bağımsızlık talebini tekrar alevlendirmeye yeltenen Carles Puigdemont ülkeden kaçmak zorunda kaldı ve Belçika’ya sığındı. Ama Belçika bağımsızlık kahramanı (!) Puigdemont’u gerisingeri İspanya’ya iade etti. Böylesi örnekler milenyumdan beri dünyanın çeşitli ülkelerinde yaşanıyor. Fakat ulus devletlerin misyonunu tamamladığı bu yıllarda, dünyanın hiçbir bölgesinde sözümona bağımsızlık adına kan akıtılmıyor.
2023 Seçimlerinden sonra HDP’nin kapatılması gündeme gelecek. Gelecek ama yüzlerce ekranın cirit attığı bu iletişim çağında bölücü Kürt Hareketi içindeki gelişmelerden, tartışmalardan halkımızın hiç haberi yok. Kürtler de KCK/PKK içindeki tartışmalardan habersiz. Halbuki günümüzde İmralı ile Kandil kanlı-bıçaklı. Çünkü hareketin kumandası tamamen Karayılan’ın eline geçti. Karayılan önce Öcalan’ı “sembolik lider” konumuna itti. Şimdi de kancayı Demirtaş’a taktı. Anlaşılan Demirtaş da bölücülükten caymış. Kürtlerin Türk lerle, öteki Türkiye Halklarıyla “birlikte yaşama”ları çizgisini savunuyormuş.
Seçim havası giderek derinleşiyor. Millet İttifakının adayı henüz açıklanmadı. Fakat herkes kendi “vizyon belgesi”ni ithal danışmanlarla güçlendirmeyi düşünüyor. Bu nasıl bir iş anlamıyorum. Bir tarafta, Suriye’de Amerikalılarla, ABD’nin sonuna kadar desteklediği bölücülerle çarpışıyoruz. İçeride de son derece önemli bir seçime ABD’li danışmanlarla gidiyoruz. Benim aklım buna hiç yatmıyor. Ya… ABD’li danışman bize yanlış yol gösterirse. Ya… kazanacağız derken kaybedersek.