Hoşgeldiniz  

Müslümanlar birliği devleti

Ömer ÖZKAN | 08 Kasım 2022 | Genel, Gündem, Köşe Yazıları


Ömer ÖZKAN
ozkanomer@gmail.com

Türkiye’nin sorunu enflasyon değil “kur artışı”dır. Çünkü dolar yükseldiğinde TL’sinin satın-alma gücü azalıyor. Bu da enflasyonu körüklüyor. 2023 Yılında enflasyon “tek haneli” rakamlara inecekmiş. İnebilir. O zaman enflasyon da % 85,6 dan, yüzde onun altına inecek demektir. Fakat bu konu toplumumuzda yanlış anlaşılıyor. Enflasyon düştüğünde fiyatların da düşeceği sanılıyor. Halbuki enflasyonun düşmesi demek; fiyat “artış hızı”nın düşmesi demektir. Örneğin, enflesyon tek haneli rakamlara indiğinde domatesin fiyatı yirmi liradan beş liraya düşmez. Fiyatlar ya yerinde sayar ya da günlük aşırı zamlar sakinleşir.
Her yazımda üzerine basa basa yazıyorum: “Enflasyon Türkiye’nin kaderidir. Türkiye enflasyon canavarını asla yenemez” diye. Çünkü enflasyon “yapısal” bozukluktan kaynaklanıyor. Örneğin, Alman ekonomisi asla enflasyon üretmez. Çünkü Almanya “sömüren” ülkedir. Almanya’da üretim yapan, faaliyet gösteren bir tek “yabancı” şirket yoktur. Alman sermayesi ise yalnız Türkiye’ye değil, dünyanın her tarafına dağılmış… çadır kurmuş. Bizim dünyada isim yapan bir tek “marka”mız yok. Bu nedenle de başka ülkelerde üretim yapan bir tek firmamız yok. Onun için biz “sömürülen” ülkeyiz. Onun için Türkiye sürekli “cari açık” vermeye mahkumdur. Hala yabancılara: “Ne olur gelin… Türkiye’ye yatırım yapın” diye yalvarıyoruz. Hala dışarıya ihracat yoluyla “cari fazla” vereceğimize inanıyoruz.
Her zaman Alman Bosch firmasını örnek veriyorum. Bosch’un bir merkez, yirmiden fazla da yan firması var. Örneğin, “Bosch Fren Balataları” bu yan şirketlerden sadece bir tanesi. Ana firmanın 2021 sonu karı 47.497 milyar euro. Bosch gurubunun toplam net karı ise 78,7 milyar euro. Alman Allianz’ın 2017 karı 10.8 milyar euro. Japon Toyota’nın 2021 net karı 20.5 milyar dolar. Honda’nın 5.47 milyar dolar. Mazda şirketlerinden yalnızca Anadolu Isuzu’nun karı 7,9 milyar dolar. Güney Kore’nin Samsung’u 2021 yılında, ülkemizde net 8,97 milyar dolar kar etmiş. Bu örnekler çoğaltılabilir. Örneğin, ülkemizde 23 adet büyük Alman firması üretim yapıyor. Bilindiği gibi ABD, İngiliz, Fransız, Hollanda, İtalya, İsveç vb… gibi öteki ülkelerin firmalarını teker teker saymaya bu satırlar yetmez.
Düşünebiliyor musunuz… bir tek Bosch topluluğunun yıllık “net” karı 80 milyar euro. Yani Bosch bir yılda Almanya’ya, neredeyse bizim petrol ve doğal gaza ödediğimiz para kadar (100 milyar dolar) kaynak götürüyor. Bir tek Bosch firmasının ülke dışına taşıdığı döviz bu kadarsa varın ötekilerini siz düşünün. Bugüne kadar ülkemizde cirit atan yabancı şirketlerin yurt dışına götürdükleri döviz miktarını kimse araştırmadı. Tek tek dökümünü yapmadı. Bu rakamın kabaca 400 ile 500 milyar dolar arasında olduğunu tahmin ediyorum ve doğal olarak tüylerim diken diken oluyor. Vay bee ! İnanın bu konuyu didiklesem… teker teker bütün yabancı şirketlerin kazandıklarını, kendi ülkelerine ne kadar döviz taşıdıklarını açıklığa kavuştursam, herhalde beni “vatan haini” ilan ederler.
Tamam… bir zamanlar sanayileşmek için yabancı serma yeye muhtaçtık. Teknoloji ithal etmek zorundaydık. Ama o yıllar gerilerde kaldı. Artık biz de sanayi ülkesi olduk. Geliştik. Hatta “büyüme”, dışa açılma aşamasına geldik. Teknolojinin sınırı yok. Hala üstesinden gelemediğimiz üretim kalemleri (örn. nükleer santral gibi) olabilir. Ama artık “emek/yoğun” üretime muhtaç değiliz. Çünkü gelenler bir süre faydalı olsalar da sonuçta canımıza okuyorlar. Biz neden dışa açılmayı düşünmüyoruz? Neden yurt içinde üretip dışa satmanın, ihraç etmenin ötesi ne geçemiyoruz? Örneğin, Orta-Doğuya, Afrika’ya, Türkiz Cumhuriyetlerine, Afganistan, Pakistan, Malezya, Endonezya gibi dost coğrafyalara neden açılmıyoruz? Pandemiden sonra ülkemize yabancı sermaye gelmiyor. Yaşamakta olduğumuz dünya krizinden sonra ise zaten “yeni” bir dünya kurulacak. Bu nedenle Türkiye tezelden yeni bir “gelecek hikayesi” yazmalıdır. Bu hikaye; Eski Osmanlı coğrafyasıyla, yani kendi kültür coğrafyamızla ilişkilerimizi derinleştirmek ve giderek “entegre” olmaktır. Türkiye mutlaka ve mutlaka Hristiyanlar Birliği (Avrupa Birliği) gibi “Müslümanlar Birliği Küme Devleti”ni düşünmelidir. Bilinmelidir ki, dünyada parça parça “büyük aile devleti”ne dönüşemeyen iki coğrafya kaldı. Bunlardan birisi; Eski Osmanlı coğrafyası (22 milyon km.kare ve 26 Müslüman devlet) ile Hristiyan Afrika’dır.
Geçmiş doğru yorumlanmadan gelecek doğru “okunmaz.” Bizi AB’ne neden almıyorlar? Altmış senedir neden kapıda bekletiyorlar? Tek neden; Türkiye halklarının % 99’unun Müslüman olmasıdır. Büyük aile devletleri, küme devletler aynı medeniyet temelinde aynı “kültür coğrafyaları” üzerinde inşa edilecektir.

102 Kez Görüntülendi.
Etiketler:
Yorumunuz
Konu hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

EN SON HABERLER

© 2020 Emirdağ Gazetesi Tüm Hakları Saklıdır ~ İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.