Kimileri: “Hiçbir lider ülkeyi 20 yıl yönetmedi. Enflasyon da önlenemiyor. Öyleyse bu seçimde AK Parti gitmeli, artık başkaları denenmelidir” diyor. İyi, güzel ama… iktidara kim gelecek? Ülkeyi kim yönetecek? Altılı masa mı? Pardon dilim sürçtü… Yedi Kocalı Hürmüz mü?
Enflasyon iki yılda tepe noktaya çıktı. Türkiye tarihinde hiçbir kriz bu kadar yıkıcı olmamıştır. Cumhuriyet tarihinde hiçbir hükümet bu kadar çaresiz kalmamıştır. Zaten dört buçuk yıldan beri “Türkiye battı” türküsü çığrılıyor. Muhalefet tam kadroyla, hep bir ağızdan Kılıçdaroğlu’nun yalan ve iftiralarını tekrarlıyor. Daha iki ay önce Bay Kemal: “Kurdurduğu vakıflar kanalıyla ABD’ye 60 milyon dolar kaçırdı. Uçak hazır bekliyor. Kaçacak!” demişti. Sahte şirketler yoluyla Man Adası masalları uydurdu. Henüz bir yıl geçmedi: “Merkez Bankasını soydular. Arka kapıdan 128 milyar dolar kaçırdılar” yalanını yaydı. Bay Kemal bu yalanlara milyonlarca lira tazminat ödüyor ama cebinden beş kuruş çıkmıyor. Çünkü tazminatlar parti kasasından ödeniyor.
“Siyasette olur böyle şeyler” diyelim. Bütün bu pisliklere bir sünger çekelim. Ama altılı masa gibi bir “döküntüler masası” yok sayılamaz. Babacan ve Davutoğlu devletin üst kademelerinde Sayın Erdoğan ile en az on beş yıl birlikte çalıştılar. Babacan ekonomiden sorumlu bakandı. Davutoğlu başbakanlık ve dış işleri bakanlığı yaptı. Sonra anlaşamadılar, ayrıldılar. Türkiye garip bir ülke. Ana kitleden ayrılan, dökülen her parça parti kuruyor. Öc alma histerisine kapılıyor. Şimdi Babacan: “Baykar’a kredi muslukları sonuna kadar açıldı. Baykar tek güç olarak yüceltildi. Neden?” diye soruyor. Sayın döküntü, sen ekonomiden sorumlu bakan değil miydin? Baykar’a usulsüz kredi verildiyse, neden engel olmadın? Bu sırıtık pişmiş kelle, damadı zengin etmeyecekmiş. İHA’lara, SİHA’lara dokunacakmış.
Davutoğlu da yeni stratejiler yaratıyor. Strateji uzmanı ya… hatta strateji konusunda 600 sayfalık bir de kitap yazmış bu geri zekalı. Bakın ne diyor: “Altı liderin altısı da cumhurbaşkanı yardımcısı olacak. Seçilen başkan cumhurbaşkanı yardımcılarının kararlarını onaylamak zorundadır. Onaylamazsa… kriz çıkar” diyor. Yani bu çok sayın döküntü % 0.3 (binde üç) oyla yine devletin tepesine çöreklenecek ve yine ülkenin kaderiyle oynayacakmış. Bay Kemal kendisine sunulan bu Yedi Kocalı Hürmüz projesini kabullenmekle hayatının en büyük hatasını yapmıştır. Çünkü altılı masanın beşi, başka partilerden kopup gelen “döküntüler”dir. İyi Parti bile MHP’den koptu geldi. Her neyse, İyi Parti yine de şu ya da bu biçimde gurup kuracak düzeye geldi.Ya ötekiler? Öteki dört döküntü tam anlamıyla “tek kişi”ye dayalı örgütlerdir. Onlara “dernek” bile denilemez.
Türkiye silah sanayiinde çağ atladı. Uzay teknolojisi ve silah üretimi dünyada t0eknolojik gelişimin motoru olmaya devam ediyor. AK Parti iktidara geldiğinde savunma sanayiinin millilik oranı % 20 imiş. Bu oran 20 yıla % 80’lere tırmandı. Türkiye bölgesel güç olarak ayakları üzerinde dikilme aşamasındadır. Türkiye “katalizör ülke” oluyor. Oyun kurucu olmak illa da savaşmak demek değildir. Türkiye Eski Osmanlı coğrafyasına açılıyor. Türkiye hem kendi topraklarında hem de Somali’de, Sudan’da petrol arayacak… doğal gaz arayacak. Bağımsız ordusu ve silah gücü olmadan hedeflere, “Türkiye Yüzyılı” hedefine ulaşmak hayaldir. 21.inci yüzyılda Türkiye’yi “kutsal” hedefler bekliyor. BAYKAR Devletin kolları arasındadır. İHA’lar, SİHA’lar Türkiye ekonomisinin “marka ürünleri” oldu. Bu süreç hızla gelişiyor. Bırakın BAYKAR’ları, devlet Bay Kemal’in tabiritle beşli çetelere de yardımcı olsun. Yetmedikleri yerde imdatlarına yetişsin. Alman Mercedes’ler, Siemens’ler, Bosch’lar, BAYER’ler nasıl ki marka şirketler olarak ülkemize gelmişler, dünyaya dağılmışlar… bırakınız Türkiye Şirketleri de marka olsun… dünyaya dağılsınlar. Eski Pentagon yetkilisi Michael Rubin: “Türkiye’nin İHA ve SİHA ihracatı ABD için tehdittir” diyor. Haydi bu Michael Rubin korkusunda haklıdır diyelim. Ama bu kıçı kırık Babacan’a ne oluyor? Yalnız İHA ve SİHA’lar değil, Bayraktar Kardeşler tarihte ilk kez “insansız JET uçağı” uçurdular. Bu teknoloji henüz ne ABD ne Almanya ne de Japonya’da var.
İlk piyade tüfeğini 2013’te yapmışız. Belçika’nın “Baretta silah sanayii” 1536’da kurulmuş. ABD Silah şirketleri 1776’dan sonra devreye girdi. Bizim 200 yıllık, bırakın 200 yılı 50 yıllık bir şirketimiz var mı? Evet… ASELSAN vardı, TUSAŞ vardı… ama onların üretimlerini de dış güçler kontrol ediyordu. Artık devlet şirketlerimiz de bağımsızdır. Onlar da hızlı bir gelişim içindeler. Baykar günümüzde binlerce genç eğitiyor. Teno-fest ile yüzbinlere ulaşıyor. Pişmiş kelle Babacan her türlü haltı yiyenlere hesap sormamış de BAYKAR’a hesap soracakmış. Vay… Allah vay!… Aklın olmaya da inanasın!