Üç gün kaldı, beş gün kaldı derken nihayet Ramazan ayı geldi. Öncelikle tüm inananların Ramazan-ı Şerif’i mübarek olsun. Rabbim şimdiden tuttuğumuz oruçları, kıldığımız namazları ve yaptığımız diğer ibadetleri kabul eylesin.
Bildiğiniz gibi Ramazan ayı aynı zamanda oruç ayıdır. Ancak unutmamak lazım ki; bu kutsal ay, sadece imsak ile iftar arasına sıkıştırılmış bir aç kalma eylemi değildir. Eğer Ramazan’ı sadece mideyi terbiye etmek olarak görürsek, bu ayın bize söylediği en büyük hakikatlerden biri olan dayanışma ve yardımlaşmayı ıskalamış oluruz.
Oruç tutmak ise; yokluğun ne demek olduğunu sa dece zihnen bilmek değil, bedenen de hissetmektir. Fakat bu his bizi sadece kendi soframıza şükretmeye değil, başkasının boş kalan sofrasını dert edinmeye de itmelidir. Komşusu açken tok yatmanın derin mahcubiyetini hisseden bir medeniyetin mirasçıları olarak, bugün sormamız gereken soruların başında şu geliyor; “Benim mahallemde, benim sokağımda, benim köyümde en geniş anlamda benim ilçemde bu gece tenceresi kaynamayan veya evine ekmek (pide) vs. götüremeyen kim var?”
Modern hayat bizi bencilleştirmiş veya yalnızlaştırmış olabilir; ancak Ramazan bunları yıkma vaktidir. “Aç veya açıkta kalan” her bir can, toplumsal vicdanımızda bir sızı olmalıdır… Bu ayda oruç ve diğer ibadetlerle beraber paylaşmak küçülmek değil, çoğalmaktır. Bölüşmek eksilmek değil, bereketlenmektir.
Bir kap yemeği paylaşmak, bir çocuğun bayramlık sevincine ortak olmak ve en önemlisi; ihtiyaç sahibinin onurunu ve gururunu kırmadan, “sağ elin verdiğini sol ele göstermeden” el uzatmak bu ayın ruhuna en çok yakışan ibadetlerden biridir. İbadet sadece namazla, oruçla değil; bir yetimin başını okşarken, bir yaşlının pazar poşetini taşırken veya dar gelirli bir ailenin bakkal borcunu gizlice kapatırken de devam eder.
Ramazan boyunca mahallenizde, sokağınızda ve en geniş anlamıyla bu ilçede aç veya açıkta biri varsa bunun sorumluluğu hepimizindir.
Bakara Suresi, 3. ayet: “Onlar, gaybe inanırlar, namazı dosdoğru kılarlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak* ederler.”
Bakara Suresi, 195. ayet: “Allah yolunda infak* edin ve kendinizi kendi ellerinizle tehlikeye atmayın. İyilik edin. Şüphesiz Allah, iyilik edenleri sever.”
*İnfak, Allah’ın bize emanet ettiği mal ve servetten, verdiği nimetlerden başkalarına da ikram etmektir. İhtiyaç sahiplerini koruyup gözetmek, onlara kol kanat germektir.
Sağlıcakla kalın, Allah’a emanet olun…