Suriyeli ismi bizdeki Ezidi, Yezidi, Keldani, Ermeni, Süryani ve Kürt gibi Eski Mezopotamya Halklarından olan “Asuriler”den, yani Asurlulardan gelir. Suriye Osmanlıdan önceki Emevi ve Abbasi dönemlerinde Araplaştı. Bu nedenle Suriyeli Araplar soy-sop, kan bağı açısından öteki Araplarla aynı aileden değildir. M.Ö. 3000’lere gitmeye gerek yok. Suriyelilerle bizim ortak yanlarımız Osmanlı yönetiminde biçimlendi. Gerçekten de Yavuz Sultan Selim’in Merci-Dabık zaferinden (1512) cumhuriyete kadar en az dört yüz yıl Suriyelilerle iç içe yaşadık. Öte yandan Suriye’nin neredeyse yarısı Türkmen ve Kürt. Bu nedenle kardeş Suriye Halkıyla aramızda derin uçurumlar yoktur.
Suriye sınırı bizim en uzun (911 km.) sınırımızdır. Libya nasıl ki, Afrika’ya açılan kapımızsa, Suriye de Arap Yarımadasına açılan kapımızdır. Ayrıca Halep dahil 30 km. içeri girdiğimiz Kuzey Suriye, Osmanlı dağılırken tespit edilen “misak-ı milli” sınırları içindedir. Kısacası, nereden bakılırsa bakılsın Suriye ve Türkiye ilişkileri, üzerinde titizlikle durulacak ilişkilerdir. Fakat ağzı olan konuşuyor. Avrupa’da esen “yabancı düşmanlığı” rüzgarına kapılanlar kadar olmasa da bizde de Suriye düşmanlığını harlatmak isteyen çevreler pusudadır.
Otorite boşluğunun çekilmez hale geldiği Irak ve Suriye’de düzeni sağlama, terör bataklığını kaynağında kurutma projesi giderek hız kazanıyor. Diyorlar ki: “Beşir Esed ile masaya oturmak şarttır.” İyi ama Beşir Esed mi kalmış? Suriye’de devlet yok… ordu yok. Suriye’de hak-hukuk, adalet, insanlık yok. Bir devlet düşünün ki, Rusya’ya: “Gel… uçaklarınla beni koru” diyor. İran’a: “Ordum dağıldı. Ne olur gel beni ayakta tut, beni kurtar” diye yalvarıyor. Bir devlet ki, kendi halkını “varil” bombalarıyla bombalıyor… kıtır kıtır doğruyor. Suriye gerçeğinin temelinde “mezhep kavgası” vardır. Suriye’de bir avuç Şii (Suriye Alevisi El Nusayri aşireti) elli yıldan beri iktidardadır. Fakat Arap Baharı Hareketiyle sonunun geldiğini anlayan Beşir Esed aniden cellatlaştı. İran ve Rusya’ya: “Yetişin!” dedi. Böylelikle Hizbullahçı caniler Suriye’ye daldı. On milyon Suriyeliyi yurt dışına sürdüler. Bir o kadar Suriyeli de Suriye içinde yer değiştirmek zorunda kaldı. 21.inci yüzyılda böyle faşistler at oynatıyor. Hitler mezarından kalksa, inanın ki Beşir Esed’in eline su dökemez. İran Lübnan’ı ele geçireli yıllar oldu. Gündemde Suriye vardı. İran’ın hedefi; El-Nüsayri aşiretini iktidarda tutarak Şii çoğunluğa dayalı yeni bir Suriye yaratmaktır. Suriye’yi terk etmek zorunda kalanlarla Suriye içinde yer değiştirenlerin mülk leri şimdiden İranlı Hizbullahçılara verildi. Hizbullah Suriye”ye yerleşti. Egemenlik ellerine geçti.
Kendini bilmez yoz siyasetçiler “Suriyeli defol!” sloganıyla gariban Suriyelilere saldırmayı marifet sanıyor. Peki… Suriyeli defolsun da nereye gitsin? Bile bile çoluk-çocuk demeden, kadın-ihtiyar demeden herkesi ateşe mi atsın? ÖSO (Özgür Suriye Ordusu)’nu dağılan eski Suriye ordusu kurdu. Esed ordusundaki Türkmen ve Sünni Arap subaylar ve rejim karşıtı öteki güçler biraraya geldiler ÖSO (Özgür Suriye Ordusu)’nu kurdular. Türkiye bu “cephe hareketi”ni destekliyor. Ankara’nın Suriye topraklarında gözü yok. Ama düzeni sağlamaya da kararlı.
Orta-Doğu ve Müslüman Afrika’nın uçsuz bucaksız topraklarına dağılmış 26 Müslüman ülke, Türkiye öncülüğünde eninde sonunda “tek çatı” altında toplanacaktır. Gerek iktidar gerekse muhalefet olsun bu nihai (son) hedefin henüz bilincinde değildir. Ama yakın gelecekte, “yeni dünya düzeni”nin kurulması aşamasında her şey somut olarak gündeme gelecek. Yeni dünyayı imparatorluklar gibi büyük, devasa on kadar “şemsiye devlet” omuzlayacak. Biz Avrupa Birliği’ne girmeyeceğiz. Girmek istesek de zaten almıyorlar. Bu nedenle Türkiye, kendi kültür coğrafyasındaki, yani Eski Osmanlı coğrafyasındaki (22 milyon km.kare) Müslüman devletleri birleştirecek. “Müslümanlar Birliği Devleti”ni kuracak. Bu günler sanıldığı kadar uzak değil, 2050’ye kadar herşey bitecek. Bu nedenle, bizim için… Ankara için Irak, Suriye, Mısır ve Libya’nın önemi gözardı edilemez. Kendini bilen de bilmeyen de “Suriyeli” düşmanlığı yapıyor. Suriye geçmiş tarihimizde “vatan” parçamızdı. Gelecekte de öyle olacak. Yeni dünya İsveç, İsviçre, Lüksemburg, Belçika, Hollanda, Danimar ka vb… gibi küçük küçük devletlerden oluşmayacak. Çünkü yeni dinamikler, “sonsuz pazar/sınırsız piyasa” dinamikleri üze rinde yükselecek. ABD/Kanada, AB, Rusya, Çin ve Hindistan gibi devasa büyük devletlerden oluşacak.
Belçika’nın nüfusu 10 milyondu. Yabancılarla birlikte günümüzde 12 milyon oldu. Yani Belçika’da yerli nüfusun % 20’si kadar da yabancı yaşıyor. Türkiye 85 milyonluk dev bir ülkedir. Kendini bilmez yozlar 4 Milyon Suriyeliyi hedef gösteriyor. “Yakın gelecekte Türkiye’yi teslim alacaklar” palavrasıyla kafa karıştırıyorlar. Kim ne derse desin bizim Suriyelilere ihtiyacımız var. Gelecekte Türkiye’nin Arapça bilen cıva gibi gençlere ihtiyacı var!