Sanayi devrimi tarihsel misyonunu tamamladı. Günümüzde yeni bir devrim, yani dijital devrim devreye giriyor. Sanayi devrimi “tarım çağı”ndan sanayi çağına geçişi omuzlamıştır. Sanayi devrimi toprağa dayalı doğal organik güçlere yeni teknolojiler ekledi ve “fabrika” üretimini devreye soktu. Fabrikalaşma, makinalaşmadır. Günümüzde ücretli kol emeği/makine emeğine dayalı bu dönem, sanayi devrimi süreci bitmiştir. Artık “dijital” dinamiklerin omuzladığı yeni teknolojiler devreye giriyor ve biz bu döneme “dijital devrim” diyoruz. Dijital devrimle sanayi devrimi arasındaki en önemli fark şudur; sanayi devrimi kapitalizmi ancak Batı Avrupa, Kuzey Amerika ve Japonya’da başardı. Ama dijital devrim kapitalizmi yaşasın yaşamasın dünyanın bütün ülkelerinde, aynı yıllarda devreye giriyor. Çünkü gelişmiş ya da geri kalmış bütün ülkeler günümüzde “dijital dönüşümleri” şu ya da bu biçimde gerçekleştirdiler. Yani dijital devrim dünyanın her noktasına yeni üretim araçlarını, yeni “teknoloji”leri taşıdı ve “dijitalizasyon” bütün dünyada hızla yaygınlaşıyor.
Dijital devrim nedir? Dijital devrim majkinalaşma sürecinin “sanayi 4.0” evresidir. Yani üretimde “ücretli kol emeği”nin (vasıfsız emek) üretim-dışı olması ve onun yerini “otomasyon”un almasıdır. Günümüzde teknoloji o kadar hızlı ilerliyor ki, üretim faaliyetine robotik teknoloji giriyor, yapay zeka giriyor. Yapay zeka “makine zekası”dır. Yani insan zekası dışındaki “hayvani” zekalara, günümüzde bir de “makine zekası” ekleniyor. Makine zekasını insan yönetiyor ama, makine zekası öyle hızlı gelişiyor ki, artık makineler kendi kendine düşünce üreten, karar veren nesneler haline geliyor. Kısacası günümüzde kapitalizm ötesi yeni bir dünya kurulmaktadır. Bugün, bu dünyaya “geçiş süreci”ni yaşıyoruz.
Buraya kadar günümüz dünyasında devreye giren ve inanılmaz sonuçlara imza atan “dijital devrimi” kısaca özetlemeye çalıştım. Şu gerçeğin altı kalın çizgilerle çizilmelidir ki, dijital devrim kapitalizmi ve onun kurumsal yapısını eskitmiş, yerle bir etmiştir. Şöyle ki, kapitalizmin temel kuralı “emek/yoğun üretim”di. Yani bir işletme ne kadar çok “işçi” çalıştırırsa o kadar çok “kar” (katma değer) ederdi. Günümüzde bu kural “ne kadar çok işçi çalıştırırsan o kadar çok zarar edersin” biçimine dönüştü. İşte… işsizliği yaratan bu değişimdir. 1970’lerde Belçika’nın Anvers şehrinde General Motors fabrikasında üç vardiyada 15 000 işçi çalışırdı. Bugün bu fabrikada 500 kişi çalışıyormuş. Etrafımıza bir bakalım… turizm, lokanta ve eğlence yerleri gibi hizmet işletmeleri dışında kalan işletmelerde, hatta bankalarda kaç kişi çalışıyor? Dijital teknoloji milyarlarca işçiyi işinden etti. Teknoljik gelişim devam ettiği için bu süreç giderek daha da derinleşiyor. Kısacası günümüz işsizliğinin “temel” nedeni; ekonomik daralma, enflasyon ya da kriz değildir. İşsizliğin temel nedeni “teknolojik” gelişmedir. Dijitalizasyon derinleştikçe çalışanlar üretim-dışı kalacaktır.
Çapsız siyasetçiler hükümeti eleştirmek için işsizlik sorununu kaşıyor. Evet… hükümetlerin yanlış politikaları kriz ya da resesyon gibi nedenler işsizliği şu ya da bu oranda artırabilir. Fakat bugünkü işsizliğin temel nedeni; “teknolojik gelişme”dir. Dijitalleşmedir. Sanayi çağı kalifiye olsun olmasın sağlığı yerinde herkesi fabrika işçisi yaptı. Fakat yeni teknolojiler “yetenekli emek” çalıştırmak zorundadır. Dijital okur-yazar arıyorlar. “Bilgi/yoğun” üretim baş döndürücü bir hızla ilerliyor. Bu nedenle globalizme geçinceye kadar istihdam sorunu çözülemez. Çünkü yeni üretim sürecinin olgunlaşması süreç sorunudur.
Muhalefetin başı: “İktidara gelirsem işsizliği iki yılda çözeceğim” diyor. Peki… ne yapacak? Teknolojik gelişimi durdurup “vasıfsız” işçileri tekrar işe mi alacak? Emirdağ köylüleri deyneği atıp Avrupa’ya, Belçika’ya gittiler. Kapitalizm dil bilmeyen, yol bilmeyen kitleleri “işçi” yaptı. Vasıfsız tarım emekçileri “ücretli kol emekçisi” oldu. Ama günümüzde değil Avrupa’da, Türkiye’de bile vasıfsız emek, yani yeteneksiz emek iş bulamıyor. Hele hele üniversite mezunu olsa bile genç nüfusun işsizlik oranı daha da yüksek. Lafla peynir gemisi yürümüyor. Muhalefet işsizliği nasıl yok edecek… aklım bir türlü almıyor.
Ama dünya alev alev yanarken Sayın Erdoğan: “Yıl sonuna kadar işsizlik oranını tek haneli rakamlara indireceğiz” dedi ve Eylül sonu istatistiklerinde bu rakam % 9.8 olarak gerçekleşti. Nasıl mı oldu? Anlatalım… “düşük faiz-yüksek ihracat” politikası. “Sakın haa… Merkez Bankası faizi düşerse politika faizi yükselir” diye bar bar bağıran zevatın dediği gerçekleşmedi. Demek ki, Dünya Bankası Müdürü’nün FED yönetimine: “Türkiye’nin uyguladığı düşük faiz politikasını uygulayın” tavsiyesi boşa söylenmemiş.