Türkiye ekonomisi yeni bir dönemecin eşiğine geldi. Dikkat edilirse günümüze kadar devlet, her alanda “altyapı” yatırımlarına ağırlık verdi. DEV-GENÇ kafalı aydınlar: “Köprü, yol, hastane değil mi?” dediler. Hep yukarıdan baktılar. Hükümetin her adımını eleştirdiler… küçümsediler. Ama yollar, tiren yolları, hava yolları, köprüler, tüneller, mega yatırımlar olmadan ekonomik “büyüme” hayaldir. Aydınlar hafife alabilir ama, aslında bu yatırımlar ekonominin can damarlarıdır.
Altyapı yatırımları yeterli düzeye gelmeden üretimi artıramazsınız. Üretimi artmayınca “ihracat” artmaz. İhracatı artırmadan da Türkiye’yi Avrupa’nın “en güçlü” ülkesi yapamazsınız. İşte… Karadeniz doğal gazı ile “yeni” bir dönem başlatıyoruz. Henüz doğal gaz üretimine geçmeden “gaz depolamada” dünyanın sayılı ülkelerinden birisi olduğumuzu bilen var mı? Önümüzdeki hafta “Silivri Doğal Gaz Tesisleri” devreye girecek. İstanbul Silivride, yani Marmara Denizinin altında Avrupanın en büyük doğal gaz deposunu inşa ettik. Bir Amerikalı enerji uzmanı: “Türkiye kaynak ve sistem çeşitliliğinde Avrupa’ya örnektir. Özellikle Tuz Gölü depolama tesisleri harika!” demiş. Gerçekten de ekonomisinin % 40’ı doğal gazla çalışan Almanya bile, doğal gaz teknolojisinde bizden geriymiş.
Yalnız doğal gaz mı? Martta “nükleer enerji” santralinin birinci bölümü de devreye giriyor. 1960’larda gelişmiş ülkeler geri kalmış ülkelerin nükleer enerjiye sahip olmalarını asla istemediler. Ama Fransa’nın 17 adet nükleer santralı var. Biz ne zaman nükleer enerji yatırımını konuşalım dediysek, içimizdeki uzantılarını, batıcı aydınları harekete geçirdiler, girişimleri engellediler. Ama o yıllar çok geride kaldı. Artık kendi kararlarımızı kendimiz verecek bir seviyeye geldik. Artık kendi araştırma gemilerimizi kendimiz yapıyoruz. Kimseye bel bağlamadan denizlerimizde petrol ve doğal gaz arıyoruz. Yalnız doğal gaz değil, Türkiye’nin her bölgesinde petrol aramalarını da hızlandırdık. TPAO (Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı) bırakalım Güney-Doğuyu, Adana’da bile petrol buldu. Şırnak’ın Gabar Dağında 150 milyon varillik bir rezerv tespit edildi. Şimdilik günde ortalama 60 bin varil üretiyoruz. Aramalar devam ediyor. Eğer üretimi günde 100 bin varile çıkarabilirsek… arkası gelecek.
Türkiye ekonomik bağımlılığı aşıyor. “Sıcak paralı” ekonomi döneminden “dijital teknoloji” dönemine geçiyoruz. AR-GE’ler, inovasyon eğitimleri, birçok ilde üniversiteler bünyesinde tekno-parklar. Ülkemizde öyle bir gençlik yetişiyor ki, kimileri bu gelişimi hazmedemiyor ve: “gençlerimiz yurt dışına kaçıyor” yalanına sarılıyor. Korkmayın sosyal medya şarlatanları, Türkiye Üniversiteleri şahlanıyor. Türkiye’de okumak, çalışmak için dışarıdan binlerce genç ülkemize geliyor. “Türkiye battı… hastaneler boşaldı” diyorlar. Oysa ki, Türkiye sağlıkta devrim yapmıştır. Şehir Hastaneleri saye sinde bölgemiz halklarını, Orta-Doğu ve Afrika’daki halkları çektiğimiz gibi, gelişmiş Avrupa ülkeleri bile bizim hastanelerimize koşuyor. Artık “sağlık turizmi”ne soyunuyoruz.
İleri teknoloji yatırımlarının meyvesi zamanla alınır. Ener ji krizi dünyayı kasıp kavurduğu halde Türkiye şahlanıyor. İhracatta rekor üstüne rekor kırıyoruz. İki yıl önce borsa 2.000’ler civarındaydı. Günümüzde BİST (Borsa İstanbul) 5.225’i aştı. Halbuki dünya ağır bir kriz yaşıyor. Dünya yanıyor. Bu koşullarda İstanbul Borsası şaha kalktı. Hem de yabancı yatırımcı bile yok. Yani sıcak para bile girmiyor. Bunun anlamı; dünya borsaları yerlerde sürünürken bizim para piyasası yükseliyor. Çünkü Türkiye “üretim ekonomisi”ne geçmiştir. Evet… dünyadaki yangın elbette bizim maliyet “girdilerimizi” de etkiliyor. Bu nedenle enflasyon belası bir müddet daha canımızı yakacak. Ama Türkiye “kefeni” yırtmıştır. Hiç: “Türkiye battı. Ekonomi battı” türküsü çığırmayın. Türkiye doğru yoldadır. Sayın Erdoğan doğru yoldadır.
Kontrollü kur politikasının yanlış olduğunu söylüyordunuz… ne oldu, küçük dilinizi mi yuttunuz? Hani, dünyada herkes faiz artırımına giderken, Sayın Erdoğan’ın “faiz indirimi” politikasını eleştiriyordunuz. Faizler tek haneye indi, ama döviz çıldırmadı. Başta ABD ve Almanya olmak üzere bütün gelişmiş ülke ekonomileri resesyon (durgunluk) tehlikesiyle karşı karşıya kaldıkları halde Türkiye ekonomisi aslanlar gibi yoluna devam ediyor. Bugün Dünya Bankası bile: “yüksek faiz politikası yanlıştır” diyor. Hatta ABD Merkez Bankasına (FED): “Türkiye’yi örnek alın” diye de yol gösteriyor.